Saat sabahın dördüydü daha. İlk uyanan makbule sultan oldu, ne güzel bir bayram sabahı diyerek içinden. Birkaç dakika denize doğru uzandı gözleriyle. Zaten uyuyalı iki saati geçmemişti.

Bir gün önceden başlayıp temizliğe her yeri altmış olan yaşına rağmen pırıl pırıl yapmıştı. Şekerler şekerliğe konmuş, bayramda çay ikram edilecek olan fincan ve bardaklar vitrinden özenle seçilmiş, bayram kıyafetleri ütülenip hazırlanmıştı. Her şey tamamdı. İş artık Koca Yusuf’u uyandırmaya kalmıştı.

Usulca yaklaştı yanına doğru. Derin bir nefes alıp evlendiği günü hatırladı. İlk defa evlendiği gece görebildiği hayat arkadaşı ile anlaşabilmek hiç de zor olmamıştı. Anlayışlı adamdı Koca Yusuf oda tam bir anadolu kadını.

Bir önceki geceden sinek kaydı traşını olan Koca Yusuf’un yanağına bir günaydın öpücüğü kondurdu. Bir hayli zamandır böyle uyandırılmaya alışkın olmayan Koca Yusuf’un oldukça hoşuna gitmişti bu öpücük. Biraz naz edip bekledi ikinciyi. Sanki anlamışçasına ikinci öpücüğü kondurduğunda yanağına Makbule hanım gülen gözleriyle Koca Yusuf ;

-Günaydın Makbule Hanım, torunlarda gelmese beni öpeceğin yok.

Diyerek inceden şakayla karışık sitem etti. Yatağından kalkıp üzerini giyindi ve caminin yolunu tuttu. Makbule Hanımda bu bayram sabahlarının tatlı telaşını hissederek içinde Koca Yusuf’un tam istediği gibi bir kahvaltı sofrası hazırlamaya koyuldu.

Namaz bitimi sarılıp bayramı kutlanacak arkadaşlar bittiğinde eve geldi Koca Yusuf. Hazırlanan kahvaltı sofrasını gördüğünde bir öpücükte o kondurdu Makbule Hanım’ın yanağına. Oturup kahvaltılarını yaptılar ve evin önünü gören pencere önündeki koltuklarına oturarak oğul Ahmet’i ve torunu beklemeye koyuldular.

Geçen bayram gelmemişlerdi yanlarına. Yollar çok kötü demişler ve anne ve babaları için tepecekleri dört yüz kilometre yolu göze alamamışlardı. Geçen bayramın burukluğu içlerinde bu bayram onlara özlemleri daha da artmıştı. Hele o küçük Sina yok muydu. O ne velet o ne şeytandı. Sinan’ın ne kadar büyüdüğünü tartışmaya başladılar tamı tamına bir yıldır görmemişlerdi. Ansızın kapı çaldı.

Büyük bir heyecanla koştular kapıya ama bekledikleri gibi değildi gelenler. Mahallenin çocuklarıydı. Bayram şekerlerini alan çocukların yanaklarına küçük Sinan’a ayrılmış öpücüklerden kondurdular ve heyecanları zoraki yatışarak döndüler koltuklarına. “Hem daha erken” diyerek yüzü asılan Makbule Hanım’ı teselli etti Koca Yusuf.  “Bu bayram söz verdiler Makbule Hanım gelirler mutlaka hem gelmeyecek olsalar geliyoruz demezlerdi” diyerek hem kendine hem de  45 yıllık arkadaşına moral verdi Koca Yusuf.

“Gelinimiz olmasa çoktan bu evdeydi Ahmet” dedi Makbule Hanım. “Hanım olur mu öyle şey, yine kaynanalığın tutmasın ama” diyerek gülümsedi Koca Yusuf.

Kapının tekrar çalmasıyla son buldu tartışma. Hemen daha da heyecanlanarak koştular kapıya. Fakat bu seferde gelen Koca Yusuf’un Hasan Bey ve eşiydi. Heyecanlarını önce yüzlerinde saklayarak sonra yüreklerine indirdiler. Sonra misafir içeri buyur edildi ve çay eşliğinde bayram börekleri yendi. Hasan Bey sordu Ahmet’in gelip gelmediğini. Sanki yüreklerindeki düğüm çözülüp aktı yüzlerine. İçleri burkularak neredeyse gelir diyebildiler. “Daha uğrayacak çok yerimiz var” deyip kalktı Hasan Bey’ler. Yüzlerini asarak bu defa ikisi de pencerenin önünde derin düşüncelere daldılar.

5 saat daha geçti aradan. Ne gelen vardı ortada ne de arayan. Merak edip onlar aradılar. Ne ev telefonu cevap veriyordu ne de cep telefonları. Vakit geçtikçe “Acaba bir şey mi oldu” diye beyinleri çalkalanıyordu. “Dur hanım telaş etme bir şey olsa duyardık” dese de Koca Yusuf aklından Ahmet ve küçük Sinan’ın yüzü gelip gelip geçiyordu. Akşam oluyor artık hava ağır ağır kararmaya dönüyordu. Makbule hanım bütün polis birimlerini ve hastaneleri aramış ama bir haber alamamıştı. Artık heyecan hat safhadaydı ki kapı çaldı. Heyecanları daha da artarak kapıya koştular.

Evet bekledikleri gibiydi bu sefer zili çalanlar.

İlk önce Koca Yusuf’un boynuna atladı küçük Sinan sonra Makbule Sultan’ın. Dede dede dedikçe küçük Sinan bütün üzüntüleri ve heyecanları gidiyordu. Derken oturuldu sadece onların gelişine hazırlanmış oturma odasına. Görüşmeden geçen sürede nelerin olduğu konuşuldu. Bu arada küçük Sinan evde ona ayrılan çukulata ve şekerleri bitirmeye koyuldu. Annesi “Yeter oğlum” dedikçe Makbule Hanım “Yesin kızım bayram bugüne” diyordu. Küçük Sinan dede ve babaannesinin arasına oturdukça bir dediği iki edilmiyordu. “Hey gidi hey bunca heyecana değdi” diyordu Koca Yusuf ve ekliyordu ince bir sitemle “Oğlum insan merak edeceğimizi düşünmez mi hiç”

İki saat kadar geçmişti üzerinden gelişlerinin. Herkesin keyfi tam tıkırındaydı ki Ahmet girdi söze;

-Baba biz kalkalım artık.

İşte Koca Yusuf ve Makbule Hanım’ın bütün sevincini alıp götüren bu cümle karşısında sanki dilleri tutulmuştu. Biraz da sıkılarak söyledi bu cümleyi Ahmet. Zoraki bir ses tonuyla sordu Koca Yusuf;

-Oğlum kalmayacak mısınız bu gece ?

-Hayır baba, şey biz buradan tatile gideceğiz. Zaten zorda izin aldık. İki günü de tatile ayırdık.

Koca Yusuf’un boğazına gelip duruyordu kelimeler. Kısık bir ses tonuyla yalnızca “Peki siz bilirsiniz oğlum” diyebildi.

Kapıya çıktılar ve Ahmet yüzlerine bakamadan anne ve babasının ellerini öperek çıktı kapıdan. Küçük Sinan’ı defalarca kucaklayarak uğurladılar onları.

Kapı kapanıp eve geldiklerinde tekrar aynı yalnızlıklarına bürünüp geçtiler akşam ışıklarını izlemek için pencere kenarına.

Makbule Sultan,

-“Biz Ahmet’e yıllarımızı vererek vakit ayırdık, şimdi yılda sadece iki bayram var ve bu bayramın bir gününün yalnızca iki saatini kaafi gördüler bize Koca Yusuf”

-“Haklısın da haklı olmasına hanım buna da şükür biz yine de yeteriz birbirimize...........

Aradan tam yirmi dört saat geçmişti ki Ahmet Bey, anne ve babasını son yolculuklarına uğurlamak için geldi geriye. Geldiğinde onları, kendisini bekledikleri koltukların üzerinde buldu. Küçük Sinan’ın gözlerine bakarak koydu kendini Koca Yusuf ve Makbule Sultan’ın yerine. Gözlerinden akan yaşlara onlara ayıramadığı bir günün burukluğu da eklenince daha da hızlandı gözleri.

Küçük Sinan’sa olanlardan bir haber dede ve babaannesinin cansız bedenlerini kucaklıyordu................

Her zaman bir öncekinden daha güzel ve mutlu ,
unutulmaya yüz tutan tüm değerlerimizi hatırladığımız bir
Ramazan Bayramı dileriz.